Roman / Gezi / Hukuk

21. Yüzyılda Avukatlık ve Baro

1983 yılından beri üyesi olduğum İstanbul Barosu’na bağlı bir avukat olarak çalışırken, “avukat kimdir” sorusunu kendime sürekli olarak sordum. Bu soruya bağlı olarak Baro nedir, ne yapar? sorusunu da tabii. Aslında bir insanın para kazandığı bir meslek alanını tahlil etmesinde birçok zorluk vardır. Hukuk alanında, avukatlık alanında özne olarak faaliyet gösteren bir avukatın, kendisini anlamaya çalışması çok kolay bir şey değildir. Çünkü özne olarak yaşayan insan ideoloji yardımıyla yaptığı işi, işleri sürekli olarak doğrulama eğilimi içindedir. Hatta bunu bir adım ileriye götürerek, bir avukatın gitgide her türlü toplumsal olguyu “avukat” olarak değerlendireceğini söyleyebiliriz. Bu nedenle gerçekten yaptığı işi anlayama çalışan bir avukatın önce bu ideolojik kalıbın dışına çıkması gerekiyor.

Amasya’da, Harşena Kalesi’nde Baba İlyas’ın İzini Sürmek

Kaç yıl önce gelmiştim Amasya’ya? Carcurum’da rüzgârdan havalanan sarı toz bulutu, eski kral mezarları, Yeşilırmak’ın serinliği ve uğultusu, Ferhat’ın Şirin’in aşkından kayaları oyarak açtığı su kanalları, uçsuz bucaksız elma bahçeleri, güzel evleri; yıllar öncesinden aklımda kalan güzellikler… Bu kez ziyaretimin nedeni farklı; bir zamanlar Anadolu’da mazlumun sesi, Hakkın ışığı olan Baba İlyas’ın, dergâhını kurduğu Çat köyüne, öldürüldüğü Harşena Kalesi’ne gidiyorum.

ANTIOCHIA

Ailemizde Kastoria’dan sonra adı en fazla geçen yerler arasında, Antalya ve Isparta’yla birlikte yer alıyordu Antakya. Antalya gümrük müdürlüğünde çalışan dedem İskenderun ve Antakya müdürlüklerinde de görev yapmıştı. Dedem bölgenin Fransızlardan teslim alınmasına tanıklık edenler arasındaydı. Antakya şahsi varlığım açısından da önem taşıyor. Annem 7 yaşında Asi nehri kenarında oynarken nehre düşer ve yoldan geçen biri tarafından kurtarılır.

Aşkın Yedi Menzili

İsterseniz Selçuki, Farsi, Rumi; isterseniz Ermeni, Sami, İbrani topraklardan hatta hakikatin bağrından kopup gelen, sevdiği kadını arayan bir âşık deyin; isterseniz alın elinize kalbimi, işitin sizin için atan nağmeleri. Ben ki nurunu Allah’tan, sabrını imandan almışım; ömrümü “hâl ve kâl” arasında geçirmişim, nice pir, rind, kalender tanımışım, yolları seccadem bilmişim de gelip size “câmı ceminizden mey verin bana,” demişim. Sultanım siz de bakın bakalım, içtiğiniz su, yediğiniz ekmek kadar gerçek miyim, yoksa sizin için deli divane miyim?

13. yüzyılda, Diyarı Rum’da Tebrizli Arif’in, Taşbek Baba’nın, Porine’nin, Mahperi Sultan’ın iç içe geçen yolculuğu… Başka türlü Müslümanlarla, ruhban sınıfını kabullenmeyen Hıristiyanların yol arkadaşlığı… İsa’nın çocukları, Ali’nin çocukları için yas tutuyor, mumlar yakıyor…

Aşkın Yedi Menzili, ezber bozanların hikâyesi… Aşkın ve adaletin romanı…

Haluk İnanıcı, çitlembik ağacının gölgesinde gördüğü düşleri anlatıyor… Fısıltıları dillendiriyor…

Aşkın Yedi Menzili’nin bir bölümünü okumak için lütfen tıklayınız.

Kitabın websitesine gitmek için tıklayınız.

ATİNA’YI FARKLI GEZMEK

Atina, tarihi binlerce yıl önceye uzanan Mısır, Mezopotamya, Anadolu, Girit kültürlerinin sentezi olarak karşımıza çıkan antik şehirlerin en önemlilerinden. Politik, edebi kavramların ilk defa şekillenmeye başladığı, felsefi ve bilimsel kavramların ilk defa sistematik bütünlüğe kavuştuğu önemli bir kültür merkezi. Haluk İnanıcı böylesi önemli bir şehri gezerken aynı zamanda agoraların, stoaların sütunları arasında cereyan eden tartışmaları, dönemin yaşantısını canlandırıyor bizlere. Şehrin insanlığa armağan ettiği Isonomia (yasa önünde eşitlik), demokrasi tartışmalarının uçuştuğu Eski Agorada, Ekklesia’da dolaştırıyor; bilinen ne kadar antik tiyatro oyunu varsa ilk kez sahnelendiği Dionisos Tiyatrosu sıralarına oturtarak şölenin, oyunun içine sokuyor okuru, hayaller kurduruyor. Yemeğinden müziğine kadar tarihin derinliklerinden gelen damak ve dimağ zevkini de ihmal etmiyor.

Atina’yı Farklı Gezmek, adının hakkını tam manasıyla veren, bir geziyi aynı zamanda kültür ve tarih yolculuğuna dönüştüren, okuru kendi merak labirentine çeken özel bir kitap.

 “Hâsılı, bu Atina gezi-kültür rehberini yazarken istedim ki; yemeğiyle, tarihi yapılarıyla, sanatçılarıyla, müziğiyle binlerce yılda ortaya çıkan bu ince kültür, gözlerimin ışığı ve duyu organları aracılığıyla okurun beynine aksın, onun merakını çeksin ve gezisine eşlik ederek ona bir farklılık yaşatsın; okura kendi güzergâhlarını ve gezisini oluşturmak için imkan sunsun.”

Atina’yı Farklı Gezmek

Kuzey Yunanistan ve Atina’ya yıllardır gidip geliyorum. En son geçen yıl bir grup arkadaşımızla gitmiştik. Gezi Atina’da ikamet eden bir dostumuz tarafından detaylı planlanmıştı. Zamanımız sınırlıydı ve Marcopolo’dan Sounio’ya kadar sahil şeridi de geziye dahildi. Arada bir bağa gidip şarap fabrikasında tadım merasimine de katılacaktık. Yunan rehberimiz eşliğinde Akropolis’ten Keramikos’a doğru yürürken programda Antik Agora ve Attalos Stoası’nın olmadığını öğrenince hem şaşırmış hem de üzülmüştüm. Doğrusu program ne kadar sıkışık olursa olsun bunu aklıma getirmem mümkün değildi.

Avukatlar Oradaydı ÇHD Davası

Önünüzdeki dosya ve tutanaklara bakınca, beyanların tamamının gerçek dışı olduğunu “siz” görebiliyorsunuz. Bağlaçlar ve hitaplar dışındaki her kelimesi yalan!

Bu öykünün sonunda asıl utanacak, unutulmayı dileyecek ve unutulmuş olmayı umacak olan sizsiniz; ama sizin adınızı ve yaptığınız işi unutacağımızı da asla düşünmeyin Biz halkın avukatlarıyız, Karagöz’le Hacivat’ı öldürenlerin künyesi bizde hala kayıtlıdır.

Ayşe Öğretmen Davası

Bir Müdafinin, “Vatandaş Sıfatıyla” Duruşma İzlenimleri           

39 sanık, yüzün üzerinde avukatla başlayan bir duruşmadayım. Malumunuzdur, Ayşe öğretmen, 8 Ocak 2016’da Beyazıt Öztürk’ün (Beyaz’ın) programına bağlanıp hani “Diyarbakır’da insanlar ölüyor, çocuklar ölüyor,” dediği için yargılandığı dava. 38 kişi de, “Ayşe öğretmenin söyledikleri suçsa biz de aynı şeyleri söylüyoruz, yargılayacaksanız bizi de yargılayın,” diyenler.

23 Eylül 2016’daki ilk duruşmada izleyici bölümündeyim. Mahkeme heyeti genç sayılabilecek hâkimlerden oluşuyor. Savcı saçları dökülmeye yüz tutmuş ilk bakışta insanı yanıltabilecek tonton bir görünüşe sahip. Sol ön köşede bulunan büyük televizyon ekranı duruşmalara yeni giren elektronik izleme sistemine, ortamın, konuşulanların kaydedildiğine, izlendiğine işaret ediyor. Yeni tanıştığımız yargılama teknolojisinin neye, kime, nasıl hizmet edeceğini henüz bilmiyoruz…

BELÇİKA’YI FARKLI GEZMEK

Belçika güneyin Roma ve Floransa’sı gibi kuzeyin Rönesans merkezi olarak fikir ve sanat özgürlüğünün merkezi haline gelmesiyle ön plana çıkan bir bölge. Jan van Eyck, Bosch, Bruegel, Rubens, Rembrandt, Veermer gibi ressamları; Erasmus, Spinoza, Leibniz gibi büyük düşünürleri yetiştiren bu topraklar düşünceleri yüzünden yerel iktidarlarla çatışan birçok muhalife de kucak açmıştı. Haluk İnanıcı şehir sokaklarında dolaşırken Voltaire, Hugo, Baudelaire, Marx, Proudhon gibi sürgündeki fikir insanlarının, yazarların sığındığı mekanlara uğruyor; bizi Avrupa’nın iki büyük imparatorluğunun kurucuları olan Şarlman ve Şarlken’in yaşadığı yerlere götürüyor; nice şarkıcı, yazar, çizerin yürüdüğü sokakları tanıtıyor. 20. yüzyıl bilim dünyasının kutsal mekanı Solvay Enstitüsü’nün de burada olmasının rastlantı olmadığını anlatıyor okura.

Belçika’yı Farklı Gezmek, adının hakkını tam manasıyla veren, bir geziyi aynı zamanda kültür ve tarih yolculuğuna dönüştüren, okuru kendi merak labirentine çeken özel bir kitap.

 “İstedim ki, Brüksel, Bruge, Gent, Anvers sokaklarında dolaşırken, müzelerde zaman geçirirken, parklarında otururken, heykellerine bakarken, müziklerini dinlerken, kanallarında gezerken, yemeklerini tadarken hissettiğim; tarihin derinliklerinden beslenen duygular, imgeler, heyecanlar satırlar arasından okura aksın ve onları da etkisi altına alsın.”

Bir Kitap, Bir Halk Çocuğu, Bir Avukat Bir Cinayetin Ötesi ve Türkiye’de Hukukun, Yargının Serencamı

Utanç Duyuyorum!

Avukat Fethiye Çetin’in “Utanç Duyuyorum!” isimli “Hrant Dink Cinayetinin Yargısı”nı anlattığı kitabı, geçtiğimiz yılın eylül ayında Metis Yayınevi’nden yayınlandı. Kitabı elime aldığımda bir cinayet davasının öyküsü ile karşılaşacağımı sanmıştım. Yanılmışım! Kitap, bir cinayet davasının çok ötesinde 2004-2007 Türkiye’sinin zihni/ahlaki kılcal damarlarını ve bu damarların içinden akan sıvının rengini gözler önüne seriyor.

Brüksel’i Farklı Gezmek

Brüksel’e dört yıl içinde ikinci gelişimiz. Geçen sefer de aralık ayını seçmişiz. Bu kez yanımızda 12 yaşındaki çocuğumuz var. Noel’in o süslü sokaklarını görmesi için tercihimizi zihnimizde iz bırakan Brüksel, Bruges, Gand lehine kullandık. Kış soğuğunu göze alıyoruz; neyse ki, yağmursuz çok güzel altı gün geçiriyoruz bölgede. Brüksel deyince iki imge gelirdi aklıma. İlki, insana yağmurlu havayı sevdiren ve sanki o hava sadece Brüksel’e özgüymüş hissi uyandıran, Dalida’nın söylediği İl Pleut sur Bruxelles (Yağmur yağıyor Brüksel’e) şarkısı… Sanki bu parça Dalida’nın söylemesi için yazılmış. Dalida’nın o kendine özgü sesinin kattığı derinlik ve lezzet hüzünlü bir şarkıyı bile şehrin simgesi haline getirmeye yetmiş.

Bursa’da Zaman

O her yerde kendi ritmi, kendi hususi zevkiyle vardır, her adımda önümüze çıkar. Kȃh bir türbe, bir cami bir han, bir mezar taşı, burada eski bir çınar, ötede bir çeşme olur ve geçmiş zamanı hayal ettiren manzara ve isimle, üstünde sallanan ve bütün çizgilerine bir hasret sindiren geçmiş zamanlardan kalma aydınlığıyla sizi yakalar.

 

Ahmet Hamdi Tanpınar

1 2 3