Blog

maratı

Brüksel Güzel Sanatlar Müzesi’ni gezerken tanımadığım bir ressamın tablosu karşısında çakılıyorum. Salondan ayrılmak gelmiyor içimden. Marat’nın Öldürülmesi tablosu… Marat, Robesbierre ve Danton’la birlikte 1789 Fransız İhtilali’nin en önemli üç isminden biri. Bir doktor, bir hatip, gazeteci… Lakabı “Halkın Dostu”… Ressam ise bir Flaman ressamı: Jacques-Louis David. Şunu hemen ilave edelim ki, devrim hükümetinin resmi ressamı olan David i Marat’ın da arkadaşıydı. Öldürülmeden bir gün önce onu ziyaret etmiş. Bu tabloyu derin üzüntüsünün etkisiyle yaptığı söylenir. Marat’ın öldürüldüğünü biliyordum ama ayrıntısına vakıf değildim. Marat rahatsızlığı nedeniyle zamanının önemli bölümünü küvette, suyun içinde geçirirmiş. Meğerse Charlotte Corday tarafından bir dilekçe verilmesi bahanesiyle banyoda öldürülmüş. Ressam, Charlotte Corday’ın yazdığı bir pusulayı Marat’ın eline tutuşturmuş. Kağıtta yazılı cümleyi zorlanarak anlatmaya çalışıyorum Reyhan’a. 13 Temmuz 1793. Marie Anne Charlotte Corday’dan vatandaş Marat’ya: “Sizin lütfunuzu hak etmek için bedbaht olmak yetiyor (bana).”

Resmi kayıtlar, Jakoben Marat’ın bir Jironden olan Charlotte tarafından öldürüldüğünü yazıyor. Gombrich, “David’in Marat’ı dava uğruna canına veren bir şehit olarak ii” resmettiğini söylüyor. Marat ve Charlotte’nin daha önce görüştüklerine ilişkin bir bilgi olmadığına göre Gombrich’in yorumu bu konudaki resmi görüşe uygun. Ancak Marat’ın elindeki pusulada yer alan ifade, Charlotte’un, yanına girmek için Marat’ya vereceğini söylediği şikayet dilekçesinin ya da gizli bilgi metninin girişine veya sonucuna uygun düşmüyor. Corday, önceden randevu aldığına göre bir izin talebine ait pusula da olamaz. Kafa karıştırıcı bir cümle…

Ressamın Marat’ın arkadaşı sıfatıyla onun özel hayatını biliyor olması da güçlendiriyor bu kanımızı. Marat hastalığı nedeniyle gününün büyük kısmını küvette geçiren, acı çeken vücudunu su içinde dinlendiren biri. Ancak bu durum bile bir kadını küvetteyken kabul etmesini anlamamızı zorlaştırıyor. Yok eğer Charlotte Marat’yı gerçekten “Yüz bin kişiyi öldüreceğini” söylediği iii için öldürmüşse, en azından düşmanına hayran olduğunu kabul etmeliyiz. Mademki bu cümle tabloya yazılmıştır ve ressamın İsa’nın yüzüne benzettiği çehrenin tam karşısında bir denge unsuru olacak kadar önemli durmaktadır, o halde David’in bize bir şey söylemek istediği varsayımının beynimi tırmalaması normal karşılanmalı. Belki de bu pusulanın farklı bir açıklaması olmasını tabloya daha çok yakıştırıyorum…

Marat’ın kanı çekilmiş yüzünde bir sakinlik, bir huzur var… Tıpkı ölüm fotoğrafı dünyaya iletildiğinde gördüğümüz Devrimci Che Guevera’nın yüzündeki huzur gibi iv .

Che Guevera, öldürülmesinden az sonra v .

Ressam, bir devrimcinin ruhunun yakalandığı kurt kapanını muhteşem bir şekilde hissettirmiş. Genelde devrim yoluna girmiş bir lider, kitlenin hep en önünde olmak zorundadır. Çoğu zaman yanlış olduğunu bilse bile bir eylemi durduramaz, gücü olsa bile durdurmak istemez bazen. Alışmıştır eylemin en önünde olmaya. Nasıl çekilsin ki köşesine? Eylemden vaz geçtin mi, yanlış olduğunu söyledin mi lanetlenirsin… Herkes seni bir anda unutur. Devrimciler ve tabii ki Marat da bile bile ölüme gider. İşte hayatın kendini sürüklediği ve ruhunun artık takatinin kalmadığı bir anda, bir el onu bu gerilimli hayattan kurtarır. Ona şükran borçludur. Bir anda huzura kavuşur. İşte Marat, iste büyük bir devrimci ve onun büyük ressamı… Marat’nın yüzüne yayılmış sakinliği bize bu geçmişi fısıldamaktadır adeta. Bir gün sonra yargılanıp giyotinle idam edilecek olan genç bir ihtilalci aristokrat sıfatıyla 24 yaşındaki Charlotte farkında olmadan bir görev yerine getirmektedir… O Marat’ya iyilik etmektedir aslında. Yiğit bir savaşçı olarak ününün zirvesinde onu hayattan alırken aynı zamanda Pantheon’a gömülme hakkı vermektedir ona… Bir tablo karşısında, tarihe geçen “Charlotte tarafından öldürülmüş Marat vi ” ve resmin bana gösterdiği “Charlotte tarafından kurtarılmış Marat” yorumu arasında tercihimi böyle oluşturuyorum.

Hayatta her kararın, her sonucun böyle birden fazla açıklaması yok mudur zaten? Ya ölürken kurtulur insan ya da kurtulduğunu zannederken ölür… Bu nedenle tarih, yaşanmış olaylar, bugünden geçmişe baktığınız her farklı anda yeniden yazılmaz mı? Tarih dediğimiz şey de bugüne bağlı olarak “geçmişin sürekli yeniden yazılması/yazma” faaliyeti değil midir? Tabloda iki küçük ayrıntı daha vardır. Biri David’in tabloyu “À Marat” diyerek arkadaşı olan ünlü devrimciye ithaf etmesi. Diğeri ise yerde duran tüylü kalem. Şiddet ve düşünce paradoksunu vurguluyor ressam. Önünde saygıyla eğiliyoruz.

Fransız Devrimi’nin Robespierre, Saint-Just, Babeuf ve Danton gibi kırk yaşını bulmadan giyotinle öldürülen devrim önderlerinin en bilginleri arasında sayılan Marat’yı devrimden sonraki haletiruhiyeyi ortaya seren kendi sözleriyle analım:

“Senin bağrını deşen şu beceriksiz yöneticiler, şu yakıp yıkıcılar, şu lüpçüler, yağmacılar sana adaleti parayla satan ya da onu canice tutkularına alet eden bozuk ahlaklı yargıçlar, erdemi zedeleyen şu alçak iftiracılar kaybolup gitmişler. Bu yürek hoplatan tablo karşısında ey yurttaşlarım, hanginiz titremediniz sevinçten, hanginiz benim coşkun sevincimi paylaşmadı? vii

Gerçeği yüksek sesle söyleyen insanların yaşamı ne kadar da pamuk ipliğine bağlı değil mi? Gerçekler öldürücü müdür? İki boyutlu bir ölüm bu: İlki gerçeğin insanları kapitalist yaşantı içinde ölüme mahkum etmesi ya da ölmekten beter hale getirmesi. İkincisi bunu yüksek sesle dile getirmenin, itiraz etmenin bazı dönemler ölümle cezalandırılması.

Müzeden çıktığımda aklımda sadece bu tablo var ve eminim uzun süre etkisinden kurtulamayacağım.


i – Gombrich, age., s.382
ii – Gombrich, age., s.382
iv – John Berger, ”Che’ Guevera,”O Ana Adanmış, içinde, Metis Yayınları, 1986, s.134
vii – Devrim Yazıları, Hazırlayan Vedat Günyol, Belge Yayınları, 1989, s.198